Nizip Ülkü Ocakları Başkanı Mehmet Ulukuş Yaptığı Açıklamada; Milletimizin yerleştirdiği son başbuğ’un hayat hikayesinin başlangıcında da göç vardır.Yıl 1860 orta asya kayseri’nin,Pınarbaşı ilçesinin yukarı köşkerli köyünde meskun Avşar obalarından Koyunoğlu ailesi toprak meselesi yüzünden kavgaya girişince Sultan Abdülaziz’in fermanıyla Kıbrıs’a sürgün edildi.Kasım’ın 25’İ,öğle vakti..yer,Lefkoşa.Haydar Paşa Mahallesi,Kirli Zade Sokağı 13 numaralı mütefazi Kıbrıs’a yerleşen Koyunoğlu soyuna mensup Tuzlalı Ahmet Hamdi bey ve eşi Fatma Zehra hanımın adını verdikleri oğulları dünyaya gelir.
Yıl 1921 ve 4 yıl,4 ay ve 4 günlük Ali Arslan annesi tarafından yıkanır,yeni elbiseler giydirilir ve devr fesi müceherlerle süslenerek Sarayönü ilkokul’una
(Sibyan Mektebi)gönderilir.Saarıklı ve mübare Osmanlı uleması olan hoca efendi’nin dizi dibine çöken Ali Arsla’nın ağzından çıkan ilk söz bir euzu besmele’dir.Ey rahman ve rahim olan Allah’ım,annem beni yetiştirdi.Bu mektebe yolladı,okuyup milletime hizmet etmek istiyorum,dermişçesine bir
Besmeledir,Ali Arsla’nın ağzından dökülen birbirinin ardı sıra gelen ilkokul ve
Rüştiye yılları ve her biri biri birinden daha değerli Hüsnü Bey,Sel Bey,Mehmet Asım Bey,Ragıp Tüzün Bey,Turgut Bey,Osman Zeki Bey ve Faiz Kaymak gibi
Türkçülük şuuruyla bilenmiş,birer hançer olan hocalarından feyiz alır.Onlar ona
Müfredatın yanı sıra Türklerinin yalnız olmadığını Devleti-i ali Osman bakiyesi hür ve müstakil Türkiye’nin yanı sıra yeryüzünde kendileri gibi bahtsız esaret altında milyonlarca Türk olduğunu da öğretirler.DahasıOsman Zeki BeyArslan’ın adını adeta senin adın’’Alparslan olsun’’ve Sultan Alparslan’a denk bir yiğit türk ol diyerek.
Küçük Alparslan’ın doğup, yetiştiği o yıllarda,Piyale Paşa yadiğarı Kıbrıs,sevgiliYeşilada’mız İngiliz işgali altındadır ve Türk’ün istiklalini kaybetmesinin ne demek olduğunu Onun ruhunun derinlik şuurunun uyanmaya başladığı günden, çocukluk yıllarının başlanğıcından başlayarak siner. O her gece Türkiye’ye gidip asker olmayı ve gelip ata-baba ocağını kurtarmanın düşüyle uyur,uyanır.
Yıl 1933 ve Alparslan’ın artık işgal altında,esaretaltında yaşamaya dayanacak gücü kalmamıştır.Baba Hamdi Bey’i ve Annesi Fatma Zehra Hanım’ı ikna eder,aile mallarını satıp savar yanlarında oğları ve kızları Dervişe alduğu halde, ak toprakların, hür toprakalrın,Türk’ün Türk olduğundan unutmadığı boynunun eğik olmadığı toprakların,anavatanın,Türkiye’nin yoluna düşerler;viyana vapuru
Yada İstanbul…
Ailesi İstanbul’a yerleşince Alparslan’ın ilk işi kuleli askeri lisesine kayıt olmak olur.Artık o yüreğinin çağırdığı yerde ve düşlerinin peşindedir.o düşlerini düşleyen başkaları da vardır,İstanbul;Türklük,Türkçülük,ülküsünün o bir daha hiç inmeyecek olan bayrağını açmışlarıdır.Dilek,o aziz ülkü,o muhteşem düşler,özellikle,bir ülkü devi olan adsız hocanın can evinde ocağında ve sohbetlerle,şiirlerle,dergilerle,romanlarla,mektuplarla tük aydınlarının gönlüne cemre cemre yayılmaktadır.
Yıl 1944 Ankara’da eski bir tabirle bir gösteri yürüyüşü vardır.Türk’ün ölmediğini,ölmeyeceğini ve yükselen Türkçülük bayrağının hiçbir şekilde inmeyeceğini hem dosta hem düşmana hem de devlet hizmetindeki kafilerle yurda sızmaya çalışan hainlere bozkurt soyluların,bozkurt torunlarının birkaç çakalın günü birlik menfaatle yumdukları kızıl yılanın farkında ve onun başını ezme azminde olduklarını gösterdiler.
Şairin öz yurdunda garipsin öz yurdunda parya dediğince tutuklanır,Türkçüler;o devrin dalkavuk iktidarının uyduruk nedenlerle açtığı Türkçülük ve Turancılık davası başlar.Türkçüler tabutluklara atılırlar.İşkenceye uğrarlar.Türkiye’de Türk Milletçisi olmanın bedelidir bu…Genç Üsteğmen Alparslan Türkeş’te bu tutuklananlar arasındadır.20 ekim 1994’te kendisini
‘vatan hainliği’ suçlamasıyla sorgulayan mesnetsiz savcıya sanıklar gibi bana da
Vatan hainliği isnad edilmiştir.Bunu şiddetle reddederim.Ben yeryüzünde her şey milletimi ve vatanımı severim’.diye haykırır.Ancak mahkeme tarafından,9 ay 10 gün hapis cezasına ve bir yıldır hücre hapsinde yattığı için tahliye edilir.
Kendisine verilen cezada daha sonra Askeri Yargıt tarafından bozulu ve 2. numaralı mahkemede beraat eder.Bu onun Türk Milliyetçisi olduğu için zindana atılışıdır ve son olmayacaktır.Ülkücü olmak çileye talip olmaktır,nimetle,ikbale değil.O da Türklük için zaman zaman şiddetle artan çileyi bir ömür boyu bir an bile tereddüt etmeksizin ve yakınmaksızın ve çile çekmeyi şeref bilmiştir.
Yıl 1960,tarih 27 Mayıs öteden beri örgütlenen ve memlekette kardeş kavgasını önleyerek bazı reform yapmayı hedefleyen Milli Birlik Komitesinin
Ülke yönetimine el koyduğunu açıklayan bildiriyi radyo okuyan kişi ve ‘ihtilal’in kudretli Albayı’dır’.Kurmay Albay Alparslan Türkeş ihtilal hükümetinde Müsteşarlık görevini üstlenir.Bu vazifesi esnasında Devlet Planlama Teşkilatı,devlet istatistik enstitüsü Türk kültürünü Araştıma Enstitüsü
Gibi kurum ve kuruluşları kurar.Ancak Milli Birlik Komitesi ortaya çıkan anlaşmazlılar nedeniyle,13 Kasım 1960’ta Kurmay Albay Alparslan Türkeş ve ‘on dört olarak bilinen arkadaşları Kominite’nin diğer üyelerince emekliye sevkedilerek tafiye edilirler ve zorla evlerinden alınıp yurtdışına görevlendirilmek suretiyle sürgüne gönderilir.
1961-62 1963 yılına kadar 2,5 yıl, yönetimi elinde bulunduranlarca Alparslan Türkeş’in Türkiye’ye de müsaade edilmez.Yıl 1963 tarih 23 mart Alparslan Türkeş sürgünden yurda döner.Dava arkadaşları kadro oluşturup partileşmek amacıyla’’huzur ve yükşeliş derneği’’adlı bir dernek kurar kısa bir sürede Talat Aydemir’in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddası ile tutuklanır ve Mamak Askeri ceza evine hücre hapisinde yatar ve beraat eder.Tarih 31 Mart 11.00 Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisine katılır.
Hepimizin bildiği gibi iki değerli kurum vardır.Birincisi M.H.P ikincisi ülkü ocaklarıdır.Günüzmüzde Ülkü ocaklarında yetişmiş milyonlarca kardeşlerimiz.Ülkemizin bulunduğu coğrafyada ayrı ayrı görev yapmaktadır. Onlar için ülkücülük önce bir kimlik sonra yaşam tarzıdır.Ozan Arif’in dediği gibi ÖLMEZ BU HAREKET, ÖLMEZ BU DAVA DERKEN. Türk milletinin bu kutsal duasının gelecek kaygısı olmadığını özellikle belirtmiştir. Şimdiki zamanda Başbuğumuzun düşüncelerini fikirlerinin ve eğnin dünya görüşünün önemini bir kez daha anlıyoruz.